Gazeteci Alican Uludağ, 17 Mart 2026 tarihinde cezaevinden SEGBİS sistemi aracılığıyla İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği’ne bağlandı. Tutukluluğunun 26. günü dolayısıyla gerçekleşen aylık inceleme sırasında, hakim tutukluluğunun devamına karar verdi. Ancak Uludağ, bu süreçte savunmasını yapma fırsatı bulamadığını belirtti. Yapılan incelemenin ardından, Uludağ’ın durumuna ilişkin karar, hukuka aykırı bir şekilde verildiği yönünde eleştiriler aldı. Bu durum, gazetecilik mesleğine yönelik baskıların arttığı bir dönemde önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Alican Uludağ, tutuklu bulunduğu Marmara Cezaevi’nden SEGBİS ile bağlandığı sırada, mahkeme tarafından bir dizi isim okunarak tutukluluk halinin devamına ilişkin karar verildi. Uludağ, mahkeme hakiminden savunmasını yapma fırsatı istediğinde, hakim tarafından bu talebin göz ardı edildiğini ve kendisine mütalaada savcının tutukluluğunun devamını istediği belirtildi. Uludağ, bu durumun adil yargılanma hakkına ve savunma hakkına aykırı olduğunu vurguladı.
Uludağ’ın Kararına İtirazı ve Gözlemleri
Uludağ, mahkemedeki durumu şu şekilde aktardı: “Tutukluluğumun 26. gününde, aylık tutukluluk incelemesi için SEGBİS aracılığıyla bağlandım. Ancak, hakimin benim savunmamı almadan karar vermesi, benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu.” Bu açıklama, Uludağ’ın kendisini bir yargı muhabiri olarak ifade ederken, mahkeme sürecinin ne denli sağlıklı yürütüldüğüne dair ciddi soru işaretleri taşıdığını ortaya koyuyor.
Uludağ, SEGBİS odasında diğer tutukluların da hazır beklediğini belirterek, mahkeme sürecinin nasıl işlediğine dair eleştirilerini dile getirdi. “Mahkemede olmaktan çok, bir noter işlemi yapıyormuş gibi hissettim. Gerçekten de burada bir adalet arayışındayım.” dedi. Bu düşünceler, Türkiye’deki hukuk sistemine dair derin bir eleştiri niteliği taşıyor ve kamuoyunda yankı buluyor.
Hukuki Sürecin Belirsizliği ve Kayıtlar
Uludağ, tutukluluk incelemesine ilişkin yaptığı açıklamalarda, savunmasının alınmaması ve mütalaanın dikkate alınmamasının kendisini nasıl etkilediğini açıkladı. İddianamesinin henüz oluşturulmadığını belirten Uludağ, “20 Şubat’tan bu yana iddianamem yok. Bu durum, yargının ne kadar işlemediğini bir kez daha gözler önüne seriyor.” şeklinde konuştu. Gazeteci, 18 yıllık adliye muhabirliği deneyimi ile savcıların yoğunluğu gerekçe göstererek, iddianamesinin yazılmamasını eleştirdi. “Bir yargı muhabiri olarak, savcının bu durumu çözmek için gerekli titizliği göstermemesi düşündürücü.” diyerek, hukukun işleyişine dair endişelerini dile getirdi.
Öte yandan Uludağ, gözaltına alınmasına neden olan tweetlerinden birinin “Çürümüş yargı düzeni” ifadesi olduğunu hatırlattı. Yaşadığı olay sonrasında bu sözlerin daha anlamlı hale geldiğini belirten Uludağ, “Anayasa’daki temel haklarımın ihlal edilmesi kabul edilemez. Bu nasıl bir yargı düzeni?” diyerek, kamuoyundaki hukuksuzluk algısını bir kez daha vurguladı.
Gazeteci Uludağ’ın Tutuklanma Süreci
Alican Uludağ, evi basılarak “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla gözaltına alınmış ve İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanmıştır. Bu süreç, Türkiye’deki gazetecilik açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor. Uludağ’ın karara itirazlarının dikkate alınmaması ve ailesinin Ankara’da olmasına rağmen Silivri’ye gönderilmesi, gözaltı ve tutuklama süreçlerinin ne denli siyasal bir etkide bulunduğunu gösteriyor.
Uludağ’ın tutukluluğu, Türkiye’deki gazetecilere yönelik baskıların ve ifade özgürlüğüne yönelik tehditlerin sürdüğünü kanıtlıyor. Gazetecinin durumu, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekerken, adalet arayışının ne denli zorlaşabileceği gerçeğini de gözler önüne seriyor. Uludağ, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalarda, mesleki etik çerçevesinde eleştirilerde bulunduğunu ve bu eleştirilerin asla kişisel hakaretler içermediğini ifade etti. Bu bağlamda, Uludağ’ın durumu, Türkiye’de basın özgürlüğü ve adalet sisteminin durumu hakkında önemli bir tartışma yaratmaktadır.
💬 Yorumlar (0)