Yazar Emine Aydoğdu, yeni kitabı “Yeraltının Öfkeli Damarı” için Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlenen imza günü ve söyleşide okurlarıyla bir araya geldi. Etkinliğin moderatörlüğünü CHP 22. Dönem Kars Milletvekili Selami Yiğit üstlendi. Yiğit, Aydoğdu’nun hayatına dair kısa bir sunum yaptıktan sonra sözü yazara bıraktı.
Aydoğdu, kitapta yer alan öykülerin “içsel ve dışsal yolculuğun iç içe geçmesi” şeklinde okunabileceğini ifade ederek, “Aslında bir sürgünlük durumu, hayatın kıyısında asılı kalmak… Benim hayattaki yolum galiba böyle. Ama modern insan hikâyesinin de böyle olduğunu düşünüyorum” dedi. Yazar, edebiyatın karanlık taraflarıyla yüzleşmenin önemine de vurgu yaptı.
Yazmak Nedir?
Aydoğdu, yazma sürecini “cehennemin içine girmek” olarak tanımladı. “Yazarken hem karanlığı anlatıyoruz hem de o karanlığın parçası haline geliyoruz. Bu yüzden yazmanın sağaltıcı bir yönü olduğunu biliyorum. Ama aynı zamanda baktığımız cehennemin içine de giriyoruz” şeklinde konuştu.
Yazar, “Cehennemi görünür kılmak, altını çizmek gibi… Peki, hayatın karanlık noktalarına bakmalı mıyız? Bence evet. Yoksa o bize bakar” diyerek yazmanın bir mücadele olduğunu belirtti. “Sözcüklerin boşluğu, doluluğu, darlığı, genişliği… Yazmak, tam olarak bu soruyla yüzleşmek anlamına geliyor” diye ekledi.
Kendimizle Yüzleşmek
Yazmanın insanı hem iç dünyasıyla hem de dış gerçeklikle yüzleştirdiğini belirten Aydoğdu, “Kendi deneyimimle, içimdeki kurbanla, katille yüzleşemiyorsam dışarıdaki işkenceyle, savaşla nasıl yüzleşebilirim?” diye sordu. Suçluluk duygusunun modern insanın temel parçalarından biri olduğunu vurguladı.
Toplama kampları üzerine yazanların, hiç suç işlememiş olmalarına rağmen korkunç bir suçluluk duyduklarını ifade eden Aydoğdu, “Tanık olmanın, sağ kalmanın suçluluğu mu? Bence bunların hepsi” dedi. “Kurbanlar katillerden daha fazla suçluluk duyar” diyerek yaşanan travmaların silinmemesi gerektiğini savundu.
Yazmak ve Toplumsal Farklar
Yazarlığı “korları işlemek” olarak tanımlayan Aydoğdu, “Kimileri var ki korları eşelerken parmaklarını yakmamayı başarıyor. Onlar acılara birer hikâye gözüyle bakıyorlar. Yazmak için gerçeğin özüne dokunmak, maskeleri düşürmek gerek” değerlendirmesinde bulundu.
Toplumsal sınıf farklarına da değinen Aydoğdu, “Yıldızları çok olan bir otelin barı, karşısında ise kahve… O bardaki insanlar için kahvedeki hayatlar anlatılabilecek birer öykü. Ben kahveye daha yakınım. Ama gönlüm kimden yana? O kahveye bile alınmayan, sokaklarda uyuyan insandan yana” ifadelerini kullandı.
Kendimize Ayna Tutmalıyız
Söyleşinin devamında Aydoğdu, insanın kendisine bakmasının en zor şeylerden biri olduğunu belirtti. “İnsanın kendi hikâyesini anlatması bence en zoru. Büyük bir yüzleşme gerektiriyor. İnsan en zor kendisine bakar” dedi.
Hayvanlarla kurduğu ilişkiye de değinen Aydoğdu, “Masumiyet, haysiyet, onur gibi kavramları aslında hayvanların yaşam biçimlerinde yakalıyorum. İnsan kendi dışındaki canlıları yok sayıyor, yok ediyor” diye konuştu. Değişim üzerine, “Önce kendimizi değiştirmeliyiz, çünkü kendini değiştiremeyen dünyayı değiştirmek için yola çıkamaz” dedi.
Söylem ve Eylem
Yazarların duruşunun önemine dikkat çeken Aydoğdu, “Kitabı nasıl satarım, görünürlüğünü nasıl artırırım hali”ni eleştirerek, “Söylem ile eylem birbirini tamamlamalı, hatta eylem daha da önemli. Büyük laflar edip tersini yapmak tutarsızlıktır” dedi.
Etkinlik sonunda Aydoğdu, katılımcılara kitabını imzaladı. Katılımcılar arasında Prof. Dr. Fikret Başkaya gibi önemli isimler yer aldı. Yazarın yeni kitabı, toplumsal sorunlara ve bireysel yüzleşmelere dair derin bir bakış açısı sunuyor.
💬 Yorumlar (0)